TÜRKİYE CANIM FEDA

HTML KOD

Google

   
 
  KKTC





                                    

KUZEY KIBRIS TÜRK CUMHURİYETi 
 
Kıbrıs Adı :
Kına Çiçeği adı verilen bir çiçekten veya Kiniros'un kızının isminden yahut aşk ilahesi Kipris'den alınan Kıbrıs Adası, meşhur şehirlerinin adlarına göre Amatusya, Pafya ve Selamiya  adı ile de anılırdı. Mısırlılar ve Hititler zamanında Alasya veya Asi, Fenikeliler döneminde ise Hetim ismi ile anılırdı. Avrupa dillerinde bakırın ismi  bu Ada'nın isminden çıkmıştır. Bakırın Latincesi "Cuprum"dur ki, Kıbrıs-Cyprus kelimesinden çıkmıştır. Kipris kelimesi hem Ada'nın adı, hem de bakır madeninin tahsis olunduğu  ilahe Zühre'nin adıdır. Kıbrıs kelimesinin türlü dillerdeki yazılışı hemen hemen aynıdır: Kıbrıs, cyprus, Chypre, Cypren, Gibros, Zypern.[1]
Kıbrıs'ın Coğrafi Durumu ve Önemi :
Kıbrıs, Akdeniz'in kuzey doğu bölgesinde  34' 33" ve  35’ 41" kuzey enlemleri ve 32' 17" ve  34' 35"doğu boylamları üzerinde yer alır. Yüzölçümü 9283 Km2  olan Kıbrıs, Akdeniz'de Sicilya ve Sardinya'dan sonra, üçüncü  büyük adadır. Dünyadaki diğer memleketlerle kıyaslanacak olursa, büyüklük bakımından belki en önemli yer etmez, fakat şimdi olduğu gibi, eski zamanlarda da Doğu Akdeniz'e ve buradan geçen ticaret yollarına hakim idi. İşte bu sebeplerden dolayıdır ki, tarihi devirlerde sık sık istilalara uğradı ve Akdeniz'e hakim olan devlet, Ada'yı ele geçirdi.[2]
Yüzölçümü ve coğrafyası açısından değerlendirildiğinde  Kıbrıs'ın o kadar önemli olmadığı ortaya çıkar. Batıdan doğuya doğru en uç noktaları arasındaki uzaklık yaklaşık 222 km ve en geniş noktaları arasındaki uzaklık yaklaşık 95 km2dir. Diğer taraftan Ada'nın yerleşimine bakıldığında Türkiye'den yaklaşık 80 km, tarihi karışıklara sahne olan Orta Doğu'dan yaklaşık 100 km uzakta olması. üç temel Akdeniz yolu üzerine açık bulunması: Ege ve Marmara denizi ile Karadeniz'e açılan deniz yolu, Batı Akdeniz ve Süveyş Kanalı vasıtası ile Kızıldeniz'e Akdeniz'den Mezopotamya üzerinden İran Körfezi'ne uzanması Kıbrıs'ın stratejik açıdan konumunu belirtmekte yeterli olmaktadır. Bu nedenle Orta Doğu'ya ve Akdeniz'e hakim olmak için mücadele eden imparatorlukların dikkatini, tarihin her döneminde, bir mıknatıs gibi üzerine çekmiş ve hala daha da çekmektedir. Kıbrıs Adası, tarih boyunca Orta Doğu'ya açılmak isteyen devletler için, vazgeçilmez stratejik ve ticari bir ada olarak görülmüştür. Ada'yı elinde bulunduran güç, her zaman Türkiye'den, Mısır'a; Lübnan'dan İran'a kadar bölgeyi kontrol edebilir. Kıbrıs Adası yapısı ve yeryüzü şekilleri bakımından, Anadolu'nun güneyindeki Toros Dağları'nın bir uzantısı olarak ele alınmaktadır. Bilimler araştırmalar sonucu, Türkiye'den deniz vasıtasıyla ayrılmış olan Ada'nın  temelde bir kaç yüz metre  derinlikteki bir denizaltı platformuyla, Anadolu'ya bağlı bulunduğu ortaya çıkmıştır. Türkiye'nin Hatay ilindeki dağ ve ovalar, Kıbrıs'ta deniz yüzeyi üzerine çıkarak aynı niteliklerle devam etmektedir. Ada'nın, Toros Dağları'nın bir devamı olduğu da bilimsel olarak açıklanmıştır. Tanınmış coğrafyacı olan Dr. FREY, "Kıbrıs; coğrafik, tektonik, jeolojik ve iklim koşulları yönü ile Anadolu'nun bir parçasıdır." demektedir.[3]
Eski Devirlerde Kıbrıs:
  Mısır'ın on sekizinci sülalesine mensup III. Tutmez, Doğu Akdeniz'e hakim olan Kıbrıs Adası'nı M.Ö. yaklaşık 1450 tarihinde zabetti. 450 sene Kıbrıs'a hakim olan Mısırlılar, Ada'nın medeniyeti üzerinde hiç bir etki yapamadılar. 450 sene Mısır hakimiyetinde bulunduktan sonra Kıbrıs, Akdeniz sömürgeci devletlerinden Fenike'nin eline geçti. M.Ö. yaklaşık 1000 tarihinde Fenike Kralı Hiram Kıbrıs'ı zaptetti. Kıbrıs'ta Fenike hakimiyeti M.Ö.709 tarihinde sona erdi. Kıbrıs, Fenike hakimiyetinden sonra M.Ö. 669 senesine kadar Asur idaresinde kaldı. Mısır'ın son Firavunlarından Amasis II, M.Ö. 525 tarihine kadar Kıbrıs, Mısırlılara bağlı olarak Salamis Kralı Evalton tarafından idare edildi.[4]
M.Ö. 332'den itibaren Kıbrıs, Büyük İskender'e bağlandı. İskender'in  ölümünden sonra Ada'da  Ptolemeler egemenliği başladı (M.Ö.294). Kıbrıs iki buçuk asır Ptolemeler'in idaresinde kaldı. Romalı Kartacalılar arasında yer alan ve tarihi  "PÖN SAVAŞLARI" olarak geçen savaşlardan galip çıkan Romalılar egemenlik alanlarını Anadolu ve Suriye'ye kadar genişlettikten sonra, Ptolemeler'i ortadan kaldırıp Kıbrıs'ı  ele geçirdiler. İmparator Büyük Theodosius'un ölümünden sonra coğrafi olarak merkezi İstanbul olan Doğu Roma İmparatorluğu'nun sınırları içinde kalan Kıbrıs, 395 tarihinden başlayarak, Bizans egemenliği altına girdi.[5]
  Kıbrıs, 1192 yılından sonra, üç yüzyıl Guy de Lussingan'in soyundan gelen Katolik Krallar tarafından yönetilmiştir. Bu devirde Türk-Kıbrıs ilişkileri Anadolu Selçuklu Sultanı Gıyaseddin Keyhüsrev zamanında Türklerin Antalya'yı ele geçirmeleriyle başlar. Lussingan Kralı I. Hugh ve Anadolu Selçuklu Sultanları İzzettin Keykavus ve Gıyasettin Keyhüsrev arasında  karşılıklı "altın mühürle" gönderilmiş mektuplar, Kıbrıs'la Anadolu arasında eski iyi ilişkilerin devam ettiğini göstermektedir. Kıbrıs, 1489'da Lussingan'lardan sonra Venedikliler'in yönetimine geçti.  1453 yılında İstanbul'un Türklerin eline geçmesi ve Bizans İmparatorluğu'nun sona ermesi, Doğu Akdeniz'in kontrolü  için Venedik ile Osmanlı İmparatorluğu arasında rekabeti artırdı. Venedikliler, Doğu Akdeniz'de önemli imtiyazlar elde etmişlerdi. Ancak Venedik, Fatih Sultan Mehmet'in İstanbul fethinden sonra birçok imtiyazlarını kaybetti. Fatih Sultan Mehmet, Kıbrıs'a karşı hemen ciddi bir harekete girişme konusunda tereddütteydi. Çünkü Kıbrıs, 1426'dan beri Mısır Memlükleri'ne vergi veriyordu. Dolayısıyla Ada, Osmanlılarca bir İslam devletinin yüksek hakimiyeti altındaydı. İkinci Bayezıt devrinde, 1485 yılında  Türklerle Memlükler arasında savaş başlayınca durum değişti. Türkler, Kıbrıs'ı ele geçirmek için planlar yapmaya başladılar.
Osmanlı İdaresinde Kıbrıs :
Kıbrıs, oldukça hareketli Mısır-İstanbul deniz  ticaret yolu üzerinde önemli bir engeldi. Burası Venedikliler'in elinde bulunuyor, Ada'da yuvalanan Venedik desteğindeki Hıristiyan korsanlar sık sık ticaret ve haç gemilerini vuruyorlardı.[6]  
Kıbrıs'ın Ortadoks olan yerli halkı Venedik yönetimince Katolik almaya zorlanıyor, ağır vergiler altında eziliyor ve Venedikliler'in topraklarında angarya usulüyle çalışmak zorunda bırakılıyordu. Osmanlı Devleti'nin adaletli yönetimini bilen halk, fırsat buldukça İstanbul'a heyetler göndererek kendilerinin bu zulümden kurtarılmasını istiyorlardı. Osmanlı Devleti'nin Girit ve Kıbrıs Adaları'na olan ilgisini gören ve bu iki ada elinden gittikten sonra büyük devlet olma vasfını kaybedeceğini bilen Venedik Yönetimi, bir taraftan Osmanlılarla iyi geçinmeye çalışıyor, diğer taraftan da Avrupa'da Osmanlılara karşı girişilen hareketleri el altından destekleyerek iki yüzlü bir politika takip ediyordu.[7]
16.asır sonlarında Akdeniz bir "Türk Gölü" haline gelmişti. Fakat Doğu Akdeniz'de Türk Ülkesi'nin siyasi ve ekonomik güvenliğini tehdit eder bir durumu da Kıbrıs Ada'sı Venedik hakimiyetinde idi. Padişah II. Selim bu tehdidi ortadan kaldırmak için Lala Mustafa Paşa'yı görevlendirmiş ve Mustafa Paşa da Donanmayı-ı Humayun ile hareket edip 1570 yılının sonlarına doğru Kıbrıs Adasını fethetmiştir.
Fethi müteakip kısa bir sürede Anadolu'dan sevk edilen Türk nüfus ile Kıbrıs'ın her alanda Türk-İslam memleketi haline gelmesi sağlanmıştır. Türklerin müsamahası sayesinde Rumlar ve diğer etnik unsurlar yüzyıllar boyu varlıklarını devam ettirmişlerdir. 19.asır boyunca Osmanlı Devleti doğu, batı ve kuzeyde, oldukça geniş topraklarını kaybetmiştir. Ruslarla yüz yıl boyunca kronik bir seyir yakıp eden harpler Türk Milletinde „Moskof Düşmanlığı“killi bir kin haline getirmiştir. 1877-1878’de Rusların Balkanlar ve Kafkaslar üzerinden Osmanlı topraklarına girmesi ile İngilizler Kıbrıs’ta bir üs verilmesi karşılığında Osmanlı Devleti’ne yardım edeceğini bildirmiştir. Osmanlı Devleti’nin içinde bulunduğu olumsuz şartlar bu teklifin kabul etmesinde en büyük etken olmuştur[8].
İngiliz İdaresinde Kıbrıs:
Adaya yerleşen İngilizler, harpler olmuş bitmiş lakin onlar yardim hususunda yerlerinden bile kıpırdamamışlardır. İngilizler Mısır'ı işgalleri altına almış, Süveyş Kanalını açmışlar ve Hindistan'ı egemenliklerine altına almış ve buna bağlı olarak tarihi Baharat Yolları'na sahip olmuştur. Kıbrıs'a hileli bir yolla ayak basan İngilizlerin asıl amacı Doğu Akdeniz hakimiyetiyle; Hindistan'daki hakimiyetini pekiştirmekti.  Osmanlı ve Osmanlı-Rus savaşları İngiltere'yi pek fazla ilgilendirmiyordu.
Kıbrıs'a misafir olarak çıkan İngiltere daha sonraki dönemlerde Kıbrıs'a "milletlerarası hukuku çiğneyerek " vali tayin edip, sömürge yönetiminin bir benzerini de burada da oluşturmaya başlamıştır. Osmanlı Devleti'nde İngiltere'ye kafa tutacak bir irade mevcut olmadığı için bu oldu bittiye maalesef çok fazla itiraz edememiştir. 19. asır başlarında başta, Rusya, İngiltere ve Fransa'nın himayelerinde ayaklanan Rumlar, Mora Yarımadasında 1829 yılında Yunanistan Devletini kurarak çıkmışlardır. İngiliz'lerin adaya çıkması ile birlikte Kıbrıslı Rumların hamisi kesilen "Yunanistan" bununla da yetinmeyip, adayı Yunanistan'a bağlama projesi geliştirmişti: "ENOSİS" [9]
Osmanlı Devleti  girmiş olduğu 1.Cihan Harbi'nden maalesef yenik çıkmış, Muhteşem Osmanlı İmparatorluğu Emperyalist İngiltere, Fransa, Rusya ve diğerleri tarafından paramparça edilmişti. Bununla da yetinmeyen Emperyalist devletler 30 Ekim 1918 yılında imzalattıkları Mondros Mütarekesi ile kalan Anadolu topraklarını da işgale başlayıp Türk Milleti'ne "İSTİKLAL" mücadelesi verdirtmişlerdir. İngiliz'lerin evlad-ı manevisi Rumlar (Yunanlılar) Batı Anadolu'da Türk'ün  "Osmanlı Tokadını" yemişti. Son yüzyılın en büyük komutanı ve tartışmasız en büyük devlet adamı Gazi Mustafa Kemal Paşa'nın liderliğinde Türk Milleti "Türkiye Cumhuriyeti" ile yoluna devam etmiştir.
Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunun dünya devletlerince kabul ve tasdik edildiği Lozan Antlaşması'nda Kıbrıs Türklerinin de durumu tartışılmıştır. Maalesef Lozan Antlaşması'nın 16., 20. ve 21. maddelerindeki Kıbrıs'ın İngiltere'ye ait olduğu kabul edildiği gibi, İngiliz dayatması ile Kıbrıs Türklerinin adayı terke zorlanmaları da söz konusu ediliyordu...
            19. asrın başlarında nüfusun ekseriyetini teşkil eden adanın sahib-i ekseriyesi Türklerin adadan kovulma süreçleri de başlamıştı. Aksine Türkiye'den kovulan Rumlar adaya yerleştiriliyor ve Türk nüfusunun azınlıkta kalmaya mahkum ediliyordu. 1940'lı yılların başına kadar Kıbrıs'ta azalarak mevcudiyetini sürdüren Kıbrıs Türkleri, Rumların ENOSİS heveslerini frenlemek ve kendi varlıklarını sürdürmek için 18 Nisan 1943 yılında Kıbrıs Türklerinin ilk siyasi partisini kurarak, Dr. Fazıl Küçük liderliğinde yeni bir döneme doğru yol almıştı. Daha sonra kurulan, İşçiler Birliği, Çiftçiler Birliği , Milli Parti birleşerek "Kıbrıs Türk Birliği”ni oluşturarak varlık mücadelelerini tüm dünyaya ilan ederler.[10]1950'li yılların başına kadar Türkiye Kıbrıs Meselesinde Maalesef iyi bir imtihan verememiştir. 1950'lerde Yunan Generali Grivas'ın adaya gelip ENOSİS'i gerçekleştirmek için EOKA terör Örgütü'nü kurup, Türk'lere karşı katliamlara girişmesi ile Türkiye tavrını değiştirme durumunda kalmıştır. [11]
Büyük İngiltere İmparatorluğu'nun II. Dünya Savaşı sonucunda çözülme sürecine giren İngiltere'nin Kıbrıs'ı terk edeceğini anlayan Kıbrıslı Rumlar Yunanistan'ında açık desteğiyle "Halk Oylaması" yapıp Kıbrıs'ta önce bir Kıbrıs Rum Devleti kurmak, sonrada adayı Yunanistan'a bağlamak niyetlerini aşikarane ilan edince, Türkiye ve Türk Halkından tepki görmekte gecikmemişlerdir.
Rumların bu hareketine Türkiye-Adada Taksim tezini ortaya atmıştır. 1949'da Malatya Kültür Derneğinin Kıbrıslı Türklere  sahip çıkan ilk mitingi, 1950'li yıllarda bütün Türkiye'ye yayılmış ve Türk Milleti Kıbrıslı kardeşlerine sahip çıkmıştır.Türkiye bundan sonra "Kıbrıs Meselesi"ni milli bir dava olarak benimseyecek ve Kıbrıs Türk'ünün hep yanında olacaktır. 1955'lerden  itibaren,Türkiye'ye dalga dalga yayılacak olan " Kıbrıs Mitingleri" ile Türk Halkı  “Milli Mücadele” den sonra en büyük milli heyecan dalgası ile ayağa kalkacak ve Kıbrıslı kardeşlerinin en büyük teminatı olacaktır.
1959 yılında Londra ve Zürich’e Türkiye-İngiltere ve Yunanistan arasında yapılan konferanslar, Türk ve Rum ortaklığı "Kıbrıs Cumhuriyeti"nin kurulmasıyla neticelenecektir.  15-16 Ağustos 1960  tarihinde ilan edilen, Kıbrıs Cumhuriyeti'nde Cumhurbaşkanı Rumlardan (Baş Piskopos Makaryos), yardımcısı Türklerden  (Dr. Fazıl Küçük) oluşmaktaydı.  % 70 - % 30 ortaklıkla oluşan Cumhuriyetin teminatı, İngiltere, Yunanistan ve Türkiye olacaktır.


 

Clock Generator - bigoo.ws
Myspace Graphics
Reklam
 
Haberler
 
Hava Durumu
 
 
Bugün 1 ziyaretçi (6 klik) kişi burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=
Copyright By Burak Keten